Rss İle Takipte Olun
16 Tem

Gidesim Geldi Artık Eyy Yâr Bu Yalan Dünyadan…

BY: Sonsuzluk

Ey fâni bilirmisin kalabalık içinde yanlızlığı
Hançer saplandı yüreğime
Sözlerime lâl düştü
Gözlerim karardı
Gidesim geldi yalan dünyadan..

Ey fâni bilirmisin suskun halde çığlık atmayı
Acı saplandı yüreğime
Konuşamaz oldum
Yanlızlık hissettim
Gözlerimden yaş aktı
Gidesim geldi yalan dünyadan..

Ey fâni bilirmisin hasretlik içinde yanıp tutuşmayı
Hüzün çöktü yüreğime
Kavuşamaz korkusu
Koştum ama ulaşamadım
Yıkıldım orta yerde
Gidesim geldi yalan dünyadan..

Yüreğim artık beni yormasana
Fayda yok sana hiç bir fâni yardan
Gidesim var yalan dünyadan…



10 Tem

Pervanenin Aşkı

BY: Sonsuzluk

Geceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik hiç?
Ya onların aşk uğruna yaşadıklarını bilir miyiz? Yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini…
Aşk bir farkına varış, bir idrak seviyesidir… ‘Aşk odu önce ma’şuka, andan âşıka düşer.’ derler, malum. Yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın… Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu. Bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor, coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor. Aşk cesaret işidir, neticede. Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. İlk lezzettir işte o acı. Acı verir, yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar. Acı ve lezzet… Birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün… İşte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek.
Azap kelimesi azp kelimesinden türüyor. Azp lezzet demek. Azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün. İşte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat öyle bir lezzettir ki o azap… Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. Bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar.
Ve burada ateş pervaneyi yakar kavurur. Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür. Artık pervane ‘hakkal yakin’ biliyordur vuslatı. Bu fenadır. Bu canını verdiği noktadır. Mumun bundan haberi bile yoktur belki. Olmasına da gerek yoktur. Bu pervanenin aşkıdır çünkü. Aşkı uğruna can veren pervanenin aşkı. Ama öbür taraftan mum da yanar. Onun aşkı da, acısı da kendincedir. Önce can ipliğine bir ateş düşer ve yanmaya başlar mum… Sonra içindeki o yangını söndürmek için gözyaşı döker. Ateşi su söndürür çünkü. Ama mumun gözyaşları onun ateşine daha da bir güç verir, elemi arttıkça artar. Ve erir can ipi, sevgilinin yolunda yok olana dek…


10 Tem

Aşk Rahmettendir

BY: Sonsuzluk

..ve ince nimettir! Ve dahi hikmetle anlaşılmaya, şefkatle sevilmeye lâyıktır. İbrahimî “Lâ uhibbu’l-âfilîn” feryadının üç harf ve altı noktaya dökülmüş halidir aşk.

Güzelliğe iştiyaktır ve hakikî güzeli gösteren bir pusuladır.

Batıp yitenin sevgili olamayacağını haykıran bir dellâldır.

Kalbimin ebedî aşk için yaratıldığını ve sadece ama sadece Ona ayna kılınan o kalbe, kaybolup giden zeval mahkûmlarının giremeyeceğini anlatan bir işarettir.

Aşk ile ebede yönelirim ve aşk gözyaşlarıyla Ebedî Sevgili’yi ararım.

Mecazî sevmelerin ve sevgililerin elemini aşk ile hissederim; onları hakikî sevmeye ve Sevgiliye aşk ile köprü eylerim.

Ve o zaman, işte o zaman Mevlâna Cami gibi aşk ile yüzümü çokluktan birliğe çeviririm.

Sadece biri ister, biri çağırır, biri talep eder, biri görür, sadece biri bilir ve biri söylerim. Başkalarının istemeye, çağırmaya, görmeye ve bilmeye lâyık olmadığını bilirim.

Ki, aklım yorulsa da, bakmayı ihmal etse de vicdanım Onu unutamaz.

Ben vicdanımı inkâr etsem de, vicdanım Onu görür, Onu düşünür, Ona yönelir.

Hads denilen yıldırım gibi intikal [geçiş, ulaşma] melekem hep vicdanımı tahrik eder.

Hadsin şiddetli hali olan ilham, vicdanımı nurlandırır.

Meyilin şiddetlisi olan arzu ve arzunun şiddetlisi iştiyak ve onun şiddetlisi ilâhî aşk, vicdanımı hep Onun marifetine sevkeder.

Fıtratımdaki bu incizab (çekilme) ve cezbe, cazibedar bir hakikatın cezbiyle olabilir ancak.

Ve vicdanım bu cezbesi ile tanır Allah’ı.

O cemal Sahibi tecelli ettiğinde, perdesiz şâşaayla daim tecelli ettiğinde cezbeye düşer vicdanım.

Vicdanımın bu cezbesi ve incizabı hem Onun Vacibü’l-Vücud oluşuna, hem de Celâl ve Cemal Sahibi oluşuna kesin bir delil olur.

Sadece benim değil, bütün varoluşun kalbindedir aşk ve yok olmayan bir Mâşuk’u gösterir.

Ben ki insanım, varoluş ağacının meyvesiyim. Nasıl ki ağaçta olmayan meyvede görünmez; o halde, benim sinemdeki ilâhî aşk gibi, kâinatın sinesindeki hakikî aşk da Ezelî bir Sevgiliyi gösterir.

Zira, kâinattaki bütün çekimler, çekilmeler, çekiciliklerin cazibedar bir hakikatın çekimiyle olduğunu gösterir aşk uyanık kalbime.

Yeryüzü meczub bir mevlevi gibi o aşkla döner güneşin etrafında.

Elektronlar aynı Sevgilinin cezbesiyle döner çekirdeğin etrafında.

Oksijen ve hidrojen o aşk ile birleşirler ve su gibi rahmetin cisimleşmiş halini meyve verirler.

Bülbül aşkın cezbesiyle güle nağmeler dile getirir.

Varlıkların bütün dönüşleri, bütün hareketleri, bütün çekim kanunları aşktandır.

Bütün kâinatın mayası aşktır.

İlâhî aşkın şarabıyla zerrelerden yıldızlara kadar herşey istidadına göre kendinden geçmiştir.

Aşkın ateşiyledir ki, Ezelî Güneş’e doğrudan aynalık yapan, Ona her hal ve şartta yönelebilen “reşha”nın içindeki katılıklar yanar, ziya ile nura döner.

Aşığım ben; varlığa… hayata… bekaya… kemale… cemale… aşığım.

Benliğimden soyunduğumda, imanın şuurunu giyindiğimde anlarım ki, aşkım aslında Onun isimlerinedir, Onadır.

Onun bekasına, Onun kemaline ve cemalinedir.

Zira hakikî beka Onundur; eksiksiz kemal Onundur ve kusursuz ebedî cemal Onundur.

Aşkım Onun cemaline, kemaline bir delildir.

Aşkım ve muhabbetim marifetimdir, kulluğumdur…

09 Tem

Ayrılıktan Zor Belleme Ölümü

BY: Sonsuzluk

Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak..
Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz..
Sokağa fırlayacaksınız, sokaklarda dar gelecek..
Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi..
Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gök yüzü..
Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz..
Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan..
“Önemli olan sağlık.”
”Yaşamak güzel.”
”Boş ver her şey unutulur.”
Siz hiçbirini duymayacaksınız..
Göz yaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz..
O’ndan ölmesini isteyecek kadar çok nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz..
Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz..
”Ölüme çare bulundu” ya da ”Yarın kıyamet kopacakmış” deseler başınızı kaldırıp ”Ne dedin?” diye sormayacaksınız..
Yalnız kalmak isteyeceksiniz..
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak..
İkisi de yetmeyecek. Geçmişi düşüneceksiniz..
Neredeyse dakika dakika, ama kötüleri atlayarak!
Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz, gittiğiniz yerlere gitmek..
Bu size hiç iyi gelmeyecek ama bile bile yapacaksınız..
Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız..
Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz..
Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz…
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz..
Herkesi ona benzetip kimseyi onun yerine koyamayacaksınız..
Hiçbir şey oyalayamayacak sizi, ilaçlara sığınacaksınız..
Bir kaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan..
Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren..
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek..
Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz..
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak, sabahı iple çekeceksiniz..
Bazen de ” Hiç güneş doğmasa” diyeceksiniz..
Ne geceler rahatlatacak sizi, ne gündüzler..
Ölmeyi isteyip , ölemeyeceksiniz..
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz, nafile..
Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek..
Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz..
Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz..
Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz..
Aramayacağını bile bile..
Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek..
Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla..
Yüreğiniz burkulacak..
Canınız yanacak..
Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz..
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden..
Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız..
Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz..
Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz..
Onunla hiç bir anınızın olmadığı bir yerlere yerleşmek..
Ama bir umut..Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu..
Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak..
Gel gitler içinde yaşayacaksınız..
Buna yaşamak denirse…

PAKİZE SUDA
08 Tem

Uzaklara Dalıyor Gözlerim

BY: Sonsuzluk

Uzaklara dalıyor gözlerim.
Bulutlar gri..
Bir rüzgar esiyor ve üşümeye başlıyorum.
Saçlarım yüzümü kapatıyor elimle açmaya çalışıyorum..
Ama duruyorum sonra..
Belki de rüzgarın elleriyle dokunuyorsun saçlarıma…
Kapatıp aslımı tüm gerçeklere suretime açıyorum ruhumu..
Sessizliği dinliyorum içinden sesini duyacakmışım gibi.
Sanki birşeyler fısıldayacaksın bana daha önce hiç duymadığım hiç bilmediğim bir şey..
Ellerimle toprağı avuçluyorum onunla karışıyorum hayata
sen oluyorum sendeki ben oluyorum biraz da..

Tüm dünyayı susturup konuşmak istiyorum seninle fikrimde bile olsa yeter bana..

Artık seninle ilgili en küçük bir düş en küçük bir anı en küçük bir ses ufacık bir düşünce bile avutabiliyor beni.